Yusuf Onur Aydın’ın yönettiği “Bu Bir Prova Değil ‘Le Réel’” adlı tiyatro oyunu izleyiciyle buluşmayı sürdürüyor. Belgesel tiyatro formunda kurgulanan yapım, çok katmanlı anlatı yapısıyla dikkat çekiyor. Göçmen kadınların çalıştığı bir tekstil atölyesinin hikâyesinden hareketle şekillenen oyunda, bu öyküyü sahneye taşımaya hazırlanan bir tiyatro ekibinin prova sürecine tanıklık ediyoruz.
Seyir deneyimi yalnızca klasik bir sahne izleme pratiğiyle sınırlı kalmıyor. Sahneye yerleştirilen ekranlar zaman zaman masada oturan oyuncuları yakın planda gösterirken, zaman zaman da oyuncuların ellerine aldıkları kameralar aracılığıyla anlatıyı çoğaltıyor. Oyuncular bir yandan rollerini icra ederken diğer yandan seyirciyi sahnenin içine davet eden bir anlatı dili kuruyor. Bu çok katmanlı belgesel form, 80 dakikalık süre boyunca seyirci ilgisini diri tutmayı başarıyor.
Oyun, Aydın’ın “karşılaşmalar” teması etrafında yazıp sahnelediği üçlemenin son halkası niteliğinde. Daha önce “Sıradan Karşılaşmalar” ve “Gölge Otobanı” ile tiyatroseverlerin karşısına çıkan yönetmen, tematik bir seri olarak tasarladığı üçlemede doğrudan birbirini takip etmeyen, bağımsız hikâyelere yer veriyor. Ancak bu hikâyelerde biçimsel ortaklıkların yanı sıra, görünmez bağlarla birbirlerinin hayatlarına temas eden karakterler öne çıkıyor.
DIŞSAL BİR HİKÂYE
Aydın, “Oyunu yazarken salt bir belgesel tiyatro formunda bir tasarım yapmak, gerçek bir olayı alıp canlandırmak fikrine sahiptim. Süreçte oyunun anlatacağı dışsal bir hikâyeyle kendi sürecimi, tiyatro yapma sürecini de işlemek, böylece bir nevi bir oyunun yaratım sürecinin de belgesel anlatısını aktarmak istedim” diyerek hazırlık sürecini anlatıyor.
Türkiye’de oyunun değindiği trajik olayın bir benzeri ne yazık ki yaşandı. Bunun yanında kadınlar üzerindeki erkek egemen baskı da azalmadığı gibi bir iktidar politikası olarak artırılıyor. Bu noktada gerçek ve trajik bir olayı “canlandırmak” motivasyonundaki kadınların, kendi kişisel gerçekliklerindeki dertleri de provada doğal olarak kendini açığa çıkarıyor. Oyundaki erkek yönetmenin de erkek işverenin de dertleri başka. Empatiden zaten uzak bu erkekler kendi, aslında dert bile olmayan dertleriyle meşgul. O sırada kadınların dertlerini anlamadıkları da belli oluyor. Yusuf Onur Aydın, “Bir oyunun yapım sürecindeki zorluklar, oyuncu-yönetmen ve oyuncu-oyuncu arasındaki ilişkileri de anlatmış oldum. Gerçek ve kurmaca, prova ve oyun ekseninde ilerleyen oyunda ana odağım gerçeğin ne olduğunu doğrudan ekip üyelerini konuşturarak ve seyirciyle bir tartışma ortamı yaratarak sorgulatmak oldu” diyor.
Aydın, Lacan’ın “Le Réel” kavramının ve “Gerçeği, sembolik alanın dışında olan yer” olarak tanımlamasının kavramsal çıkış noktası olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Görünenin, (ki bu salt trajik, bilinen gerçek bir olay olsa bile) bazen gerçekliğinin tartışılır olduğunu düşünüyorum ve sahne özelinde de gerçek diye nitelendirdiğimiz canlandırmanın yaratım sürecindeki gerçekleri düşünmüyoruz. Tam da bu bağlamda oyunun benim için en önemli cümlesi ‘Anlattıklarımız kadar var oluyoruz’. Özellikle günümüz kapital dünyasında gösterdiğimiz, söylediğimiz, anlattığımız kadar kimliğimizi oluşturduğumuzu ve karşı tarafın bizi öyle tanıdığını düşündüğümüzde, görünmeyen, söylenmeyenlerin de bazen en derinde en gerçeği barındırdığını düşünüyor ve inanıyorum.”
Gerçek ile Kurmaca Arasında Bir Sahne Deneyimi
Tiyatro Watt yapımı oyunda Selen Uçer, Münir Can Cindoruk, Elif Nur Kerkük, Selin Hasar ve Yaren Özkoca; gerçeğin kurmacayla iç içe geçtiği bu çok katmanlı anlatıda güçlü performanslarıyla dikkat çekiyor.
“Bu Bir Prova Değil ‘Le Réel’”,
- 11-12 Mart saat 20.30’da Arter’de,
- 16 Mart saat 20.30’da Moda Sahnesi’nde,
- 31 Mart saat 21.00’de DasDas Ataşehir’de
seyirciyle buluşacak.
Haber Kaynağı: https://www.cumhuriyet.com.tr/kultur-sanat/anlattigimiz-kadar-variz-2482337

