Bakırköy Belediye Tiyatroları (BBT), 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü Eşeğin Gölgesi ile kutluyor. Bakırköy Belediye Tiyatroları, söz konusu oyunu bugün saat 20.00’de Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi sahnesinde ücretsiz olarak izleyiciyle buluşturacak.
Kısa süreli bir duraksamanın ardından yeni sanat yönetimiyle yeniden yapılanma sürecine giren BBT, “Büyük dönüşüm” sloganıyla hem kurumsal kimliğini hem de sanatsal vizyonunu güncelledi. Genel sanat yönetmenliğini üstlenen Ragıp Savaş öncülüğünde, köklü tiyatro geleneğinin çağdaş bir yaklaşımla yeniden yorumlandığı ifade ediliyor.
Nisan ayı programı kapsamında BBT, sahnesini İstanbul dışına taşıyarak farklı şehirlerde turneye çıkacak. Eskişehir, Manisa ve İstanbul’da gerçekleşecek temsillerle tiyatroseverlerle buluşulacak. Bu kapsamda, Özen Yula imzalı “Ay Tedirginliği” 10 Nisan’da Sarıyer Belediyesi Tiyatro Festivali’nde sahnelenecek. Çocuk izleyicilere yönelik “Sihirli Oyuncak” ise 26 Nisan’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Çocuk Festivali’nde izleyiciyle buluşacak.

BBT ayrıca Eskişehir Şehir Tiyatroları ile imzalanan protokol kapsamında sahne değişimlerine de başlıyor. Bu çerçevede, Tarık Akan’ın romanından uyarlanan “Anne Kafamda Bit Var” adlı oyun, 10-12 Nisan tarihleri arasında Eskişehir’de sahnelenecek.
Turne programına ilişkin değerlendirmede bulunan Ragıp Savaş, tiyatroyu yalnızca sahneyle sınırlı bir alan olarak görmediklerini belirterek, farklı şehirlerde seyirciyle buluşmanın kültürel etkileşimi artırdığını vurguladı. Savaş, “Seyircinin olduğu her yerde olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Haldun Taner’in klasik eseri “Eşeğin Gölgesi”, epik hiciv türünde bir yapım olarak dikkat çekiyor. Oyunda, “Abdalya” ülkesinde bir eşeğin gölgesi üzerinden başlayan tartışmanın; medya manipülasyonu, siyasi çıkarlar ve toplumsal kutuplaşma ekseninde büyüyerek kaosa dönüşmesi sahneye taşınıyor.
Öte yandan, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kapsamında uluslararası bildiriyi Willem Dafoe kaleme alırken, Türkiye ulusal bildirisi ise Metin Deniz tarafından yazıldı.
Kutlamalar kapsamında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları da 27 Mart’ta 26 farklı sahnede 26 oyunu ücretsiz olarak seyirciyle buluşturuyor.
‘ZAMAN İÇİNDE SANAT SAVAŞI DÖVER’
27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlu olsun. Sahne tasarımcısı ve yönetmenim. 1960 yılından beri bu işi yapmaktayım. Bütün dünyanın tedirginlik içerisinde olduğu, ülkemizdeki adalet, hukuk ve benzeri tartışmaların alıp başını gittiği bu günlerde Dünya Tiyatro Günü nasıl yorumlanabilir? Sanat ve savaş birbirine karşıdır. İnsan da (insan olan) savaşa karşıdır. İnsan sanatı sever, sanata düşkündür. İnsan sanat için vardır. İnsansız sanat olmaz, sanatı olmayan bir toplum da olmaz. Toplumlar ise asıl sanat aracılığıyla birbirleriyle tanışırlar, ilişki kurarlar, hesaplaşırlar. Tiyatro bu tanışıklığı, asırlardır var olan gücüyle sürdürür. Tiyatronun bu ilişkiyi sürdürebilmek için kullandığı araç ise insandır. Tiyatro her zaman insanı sorgular. İnsandan aldığını insana verir. Sahnelenen her şey insanın kendi gerçeğidir. Jon Fosse’nin dediği gibi. “Tiyatro düşünmediklerimizi hatırlatıp düşündüklerimizi irdelememizi sağlar.” Örneğin, tiyatro sahnesinde deniz yoktur. Tiyatronun gücüyle insanlar, olmayan denizi görürler ve yaşarlar. Tiyatro en yalın biçimde yaratıcılığı önemser, her insanda olan yaratıcılık gücünü pekiştirir, geçmişi hatırlayıp geleceğin planlanmasını sağlar. Dahası, isterse geleceği değiştirebilir. Kısaca, zaman içinde sanat savaşı döver.
METİN DENİZ
Sahne tasarımcısı, yönetmen
Ben esas olarak filmlerdeki rolleriyle tanınan bir aktörüm. Ancak köklerim tiyatroya dayanıyor. 1977-2003 yılları arasında New York’taki The Performing Garage’da özgün eserler sahneleyen, bütün dünyada turnelere çıkan The Wooster Group’un bir üyesiydim. Richard Foreman, Robert Wilson ve Romeo Castellucci ile de çalıştım. Şu anda Venedik Tiyatro Bienali’nin sanat yönetmeniyim. Bu görev, dünyadaki olaylar ve tiyatro çalışmalarına geri dönme arzum, tiyatronun benzersiz pozitif gücüne ve önemine olan inancımı güçlü bir biçimde şekillendirdi. New York merkezli tiyatro topluluğu The Wooster Group’ta çalıştığım ilk zamanlarda, tiyatromuzdaki bazı gösterilere bazen çok az seyirci gelirdi. Genel kural olarak, sahnedeki oyuncu sayısından daha az seyirci gelmişse temsili iptal etme seçeneğimiz vardı. Ama bunu hiç yapmadık. Topluluğun çoğunluğu tiyatro eğitimi almamış ama tiyatro yapmak için bir araya gelmiş farklı disiplinlerden insanlardı, bu yüzden “perde kapanmaz” tam olarak bizim sloganımız sayılmazdı, ancak seyircilerle buluşmamızı sürdürmek gibi bir yükümlülük hissediyorduk. Farklı yaratım… Ayrıca gün içinde prova yapıp akşamları da henüz sonuçlanmamış çalışmamızı seyirciye, süreci devam eden bir iş olarak sunardık sık sık. Bazen bir temsil için yıllarımızı harcarken eski performanslarımızın turneleriyle geçimimizi sağlardık. Bir eser üzerinde yıllarca çalışmak benim için sıkıcı olabiliyordu ve provaları biraz zorlu buluyordum, ancak devam eden çalışmaların seyirciye sunulması her zaman heyecan vericiydi – o seyirci kitlesinin azlığı, yaptığımız şeyin ne kadar ilgi çektiği hakkında acımasız bir fikir verse de. Bu durum, tiyatroya anlam ve yaşam verenin, sayıları ne kadar az olursa olsun ona tanıklık eden seyirciler olduğunu fark etmemi sağladı. Kumarhanelerin duvarlarında yazdığı gibi: “Kazanmak için burada olmalısınız.” Şüphesiz tiyatronun en belirgin gücü, önceden tasarlanmış ve kayda geçirilebilir olsa da her zaman değişen, hep farklı olan bir yaratım eyleminin ânında paylaşılan bir deneyim haline gelmesidir…
WILLEM DAFOE
Aktör, tiyatrocu

